19 Mart 2016 Cumartesi

Düşünceler........
Kafamızın içindeki öyle bitmek bilmeyen anlamsız ve bir o kadar da çaresiz bırakan,tonlarca ağırlığın altındaki bir pamuk ipliğinden ibaret ...yok sayamadığımız alt edildiklerimiz.İyi olması için kısırlaştırılması gereken düşüncelerimiz... Arınmak mümkün müdür bilinmez ama hani derler ya kaldıramayacağın yükü vermez diye... bazen kaldıramayacağımız onca yük oluyor ki bir yerde bırakıp gidilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sahi vazgeçmenin mutluluğu diye bir şey var mıdır yoksa buda bir ağırlıktan mı ibaret ? Kim bilebilir ki ......
          Aslında önemli olan şey kendimizi yalnız hissetmemekten ibaret.Yani sırtınızda taşımanız gereken bir yük gerekiyorsa bu yükü size sırtlatacak biri eğer hayatınızda korkmayın...Ne kadar ağır olsa da yaşamak her an yanınızda olabilecek biri varsa eğer hala umut var demektir...Ben şanslıyım çünkü yükü omuzuma sırtlayan değilde benimle taşıyan bir eşim var ve ona Aşığım.

13 Mart 2016 Pazar

Olur da birgün adım atacak,nefes alacak,ellerini tutamayacak kadar varolamazsam o gün yanındaymışımcasına mutlu olmanı istiyorum.Hayatım boyunca kendimi iki kez aciz hissettim bunlardan birincisi gözünden yaş aktığın gündü diğeri ise başını öne eğişin ve kendini yalnız hissetmendi.Eğer olurda ben olmazsam sakın ağlama olurda yalnız kalırsan kaldır başını kendini ne kadar yalnız hissetsende sen benim gururumsun o yüzden eğme başını.Hani ben herşeyi içime atıyormuşum ya işte sende beni at kalbinde sahip olduğun en derinine çünkü ordan başka bir yerde ne kadar nefessizde kalsam varolabilirim.

10 Mart 2016 Perşembe

Sonra sabah oldu bir gün ve  herşey aydınladı  .........

Ne tuhaf değil mi hiçbir aydınlığa karanlıktan geçmeden varamadığını bilmek ve bunu bile bile her şeyin birdenbire bembeyaz olmasını beklemek .İnsanız ya zahmet biz çekelim diye var ama kader bilmez biz ondan biliriz ne kadar karanlıkta kalırsak o kadar kaderi suçlarız...
Ertelediklerimiz

Hani hep deriz ya 'zamanı değil' diye... ama bilseydik sonrası yok.... durup beklerrmiydik rüzgarın alt ettiği yaprak misali dağılan hayallerimizin paramparça oluşunu,yada kıvranıp durmak çare değil deseydik kendimize pişmanlığın ne olduğunu bilebilirmiydik hissetmeden...
   Tıpkı rüzgarın sesi gibi uğultuyla uyanırmıydık sabahları....
Yada bilseydik bizi biz yap-a-mayan şeylerin hep bir bekleyişin sonucu olduğunu... bir saniye daha durup düşünürmüydük keşkelerimizi , yalın ayak yola koyulan küçük bir çocuk kadar neşeli olamayabiliriz belki ama beklettiğimiz şey ya gerçekten benliğimizse ... ? O zamanda vazgeçebilirmiydik erteleyişlerimizden ?